30° Az bulutlu
  • EURO 6.98
  • DOLAR 6.16

MAVİ TAŞ

Genel - 22 Ocak 2018 12:15 A A

Şantiyedeki ofisinden bir an dışarıdan gelen sese doğru yöneldi gözleri. Bir hafriyat kamyonu, peyzaj süslemesi için kullanılmak üzere, bir araba taş indiriyordu. Artık projenin sonlarına doğruydu ve dış peyzaj düzenlemesinde yeşillikler arasına, 3-5 cm büyüklüğünde nerdeyse tamamı aynı boyutta olan ve öbek öbek yerleştirilecek olan taşlardı bunlar. Çıkan ses de, kamyonun kasasını kaldırması ile bir araba dolusu taşın yola dökülürken çıkardığı seslerdi. Nerden bulmuşlardı ki bu taşları. Şehrin her tarafı beton değil miydi? Ne kadar zamandır böyle taşlar görmediğini düşündü bir an. Hatırlamıyordu.
Tek gözünün önüne gelen çocukken kasabasının ortasından geçen çayın içerisinde, kenarında, kıyısında olan tertemiz ve rengarenk taşlardı. İlkbahar sonu, yaz başı gibi okulun son günlerinde en büyük eğlenceleri, okuldan çıkış da doğru çaya yüzmeye kaçmaktı. Yüzmekten yorulduklarında, dinlenmek için çayın kenarına çıkarlar ve kıyıdaki yüzlerce, binlerce taştan en dikkat çekici, en renkli, suyun şekil verdiği en değişik ve en güzel çakıl taşını bulmaya çalışırlardı. Bulan bunu arkadaşlarına bir övünme meselesi olarak gösterirdi. En çok ve en güzel taşı da hep Kamil bulurdu. Bizler 13 yaşında ve ortaokulun 2. sınıfındaydık. Kamil de bizim ile aynı sınıfta idi ama bizden 2 yaş büyüktü, 15 yaşındaydı. Bir yıl okula geç başlamış, bir yılda ilkokulda kaldığı için bizimle aynı sınıftaydı ama yaş farkından dolayı bizden bir kafa büyüktü. Dersler hariç bizden her konuda ileride idi ve biz hep ona yetişmeye çalışırdık. Onu ne koşmada ne yüzmede ve bilek güreşinde ne de misket, gazoz kapağı oyunlarında geçemez ve hep bizi yenerdi ama oyun sonunda aldıklarını mutlaka gülerek,
-hadi alın bakalım, diyerek geri verirdi.
Çay da en derin yerlere o girer, en yüksek yerden o atlardı. En büyük balığı her zaman o tutardı. En sert şutu o çeker, ayağında en çok top sektirende o olurdu. Biz ona tam yetişirken o başka bir safhaya geçerdi.
Ama sadece çayda bulduğu taşları vermezdi. Bulduğu taşları hemen göstermez, bizi meraklandırır, elini arkaya atar,
-bakın bu sefer de en güzel taşı da ben buldum, derdi ve bizim bir iki dakikalık ısrarımızdan sonra ancak elini arkasından öne alarak avucunu açardı. Bizler onun bulduğu taşları sanki birer elmas değerinde ve güzelliğindeymiş gibi heyecanla bekler ve her seferinde şaşırarak hepimiz:
-bunu bu sefer bana verir misin, diye ısrar ederdik. Lakin o hiçbir zaman bunları bize vermez, üstten bir gülüş atarak:
-onun sahibi var, der ve bizde sürekli bu taşların sahibini merak ederdik.
Orta ikiye gittiğimiz sene okulun kapanacağı haziran ayı başında yine okul sonrası çay sezonunu açmıştık. O günlerde yine bir gün okul çıkışı, çay da yüzdükten sonra hem dinlenip hem de renkli taşlar aradığımız sırada Kamil:
-aman Allah’ım, dedi ve sevinçle yanımıza gelerek bu sefer hiç saklamadan, naza çekmeden elindeki masmavi taşı güneşe doğru tutarak bize gösterdi. Sudan yeni çıkmış ıslak taş, güneşinde parlatmasıyla bizlere sihirli bir taş gibi görünmüştü. Taş nazar boncukları gibi masmavi ve şeklide nerdeyse bir kalbi andırıyordu. Hepimiz bu taşın şimdiye kadar bulduğu en güzel taş olduğunu söyledik. Kamil: – gitmem gerek diyerek hızlıca kıyafetlerine yönelip taşı sıkıca avcunda tutarak aramızdan ayrıldı.
Ertesi gün okulda ilk teneffüs de, tüm sınıf dışarı çıkarken Kamil’ in Zeliha ya utanarak yaklaşıp
-az bekler misin sınıf da sana bir şey vereceğim, dediğini duydum yanlarından geçerken. O an da Kamil’ in elinde sıkıca tuttuğu ama avucunun kenarında görünen maviliği fark ettim ve anladım o özel taşın özel sahibini. Ders başladıktan sonra taş Zeliha’nın avucundaydı artık.
Zeliha. Masmavi gözler ilk önce onda en dikkat çeken şeydi, sonra sarı saçları ile gözler tamamlanır ve bunlarla her zaman sınıfın hatta okulun en dikkat çeken kızı olmuştur. Ne çok çalışkan ne de çok tembel olmayan sıradan bir öğrenci olmasına rağmen, güzelliği ve ne giyse yakışan bir havasıyla o bizler için hep el üstünde tutulan özel kişi olmuştur. Anladığım kadarı ile Kamil içinde öyleymiş. O yine hepimizden yine önce davranmıştı.
Mavi taşı o günden sonra 2 defa daha gördüm.
İlki.
Aradan yıllar geçmişti, üniversite 2. sınıfta 94 yarıyıl tatilinde şubat ayında kasabaya geldim. Evimizin karşısındaki camii de yatsı namazı sonra tam çıkarken, camiinin en arkasında oturan, saçları kısa kesilmiş asker olduğu belli birini gördüm. Dikkatlice bakınca bunun Kamil olduğunu fark ettim ve o sırada o da beni gördü. Ayağa kalktı ve sarıldık.
– Hey maşallah çakı gibi asker olmuşsun be Kamil’im dedim, şöyle bir gülümsedi ama buruk.
– Hadi gel biraz yürüyelim çok vaktim yok, az sonra otobüsüm var dedi.
– Her şey bitti, evleniyor diye anlatmaya başlarken bir yandan avucunda bir şey tuttuğunu fark ettim. Mavi taş idi, yıllar önce Zeliha’ya verdiği mavi taş.
Lise sona kadar okuldaki herkes anlamıştı Kamil ile Zeliha’nın birbirlerini sevdiklerini. İkisi de liseden sonra üniversiteyi kazanamamıştı. Kamil zaten ortaokuldan beri yazları oto tamircisi Ahmet Ustanın yanında çalışmaya başlamıştı. İşi de öğrenmiş, liseden sonra neredeyse çıraklıktan ustalığa terfi etmişti. Çoğumuza da araba kullanmayı bu arada o öğretmişti. Amacı asker sonrası kendi tamir atölyesini açmaktı. Zeliha’yı da aldı mı daha ne isterdi hayattan. Ama her şey tersine dönmüştü o askerde iken. Zaten ülke o sıralarda zorlu günler geçiriyordu terör yüzünden ve Kamil de Hakkari’ de Dağ Komando Tugayında yapıyordu askerliğini. Sürekli operasyonda, arazideydiler ve çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerdi. Ölümden, teröristten korkusu yoktu, içinde hep umudu vardı, ölüme en yakın olduğu anda bile döneceği dükkanı açacağı ve Zeliha’yı alacağı günü düşünürdü.
Ölürsek şehit, dönersek mutlu oluruz diyordu.
-Her şey bitti be arkadaş. Babası onu İstanbul’daki kuyumcu akrabasının oğluna vermiş, sözlenmişler. Yazında düğünleri olacakmış. Çocuk değerli taş işi yapıyormuş, zenginmiş. Bak bu da taş be kardeşim, hem de dünyanın en değerli taşıydı, diyerek elindeki mavi taşı bana gösteriyor, öfkeli, üzgün, ağlamaklı haliyle.
-Bu taş dı bizim sevdamız ve artık bitti. Mektuplarımı vermiş kardeşim Zeynep’e. Unutsun beni, sağ salim dönsün askerden, beni düşünmesin, ona verdiğim sözü tutamadım, babamı çiğneyemem demiş. Bir de bu taşı bırakmış. Şimdi benim kalbim taş olmasın da ne yapsın, artık geri gelmemim ne anlamı kaldı. Atmıyor artık kalbim, bilmiyorum ne yapacağım. Dönüyorum askere ve geri gelir miyim bilmiyorum be Kardeşim.
Bu onu son görüşüm oldu. Kamil askere ben okula döndüm. Lakin 1 ay sonra Kuzey Irak sınır ötesi operasyonunda Kamil’ in şehadet haberi geldi. Yine en önde gitmişti. Cenazesi için kasabaya gelmiş, ona son görevimi yapmıştım ama sonraki nerdeyse 15 yıl boyunca mezarına uğrama şansım olmamıştı.
15 Yıl sonra yaşadığım İstanbul’ dan eşim ve çocuklarımla bayram için geldiğim kasabamda, arefe günü aile mezarlığı ziyaretim sonrası askeri şehitliğine de gitme ve dua okuma ihtiyacı hissettim. Kamil’i hatırladım ve arkadaşımın mezarına gidip dua okumak istedim. Hayatın debdebesine dalmış, iş güç aile derken 15 yıldır ziyaretine gelmediğimi anladım ve utandım.
İşte oradaydı Şehidimizin mezarı. Yaklaşınca başucunda bir bayanın olduğunu ve ağlayarak eliyle mezar taşının üstünde bir şeye dokunduğunu fark ettim. Daha da yaklaşınca dokunduğu şeyin, mezar taşının en üstünde, mermerin içine oyularak yerleştirilen mavi taş olduğunu gördüm.
Şaşırmış ve taşın hikayesi aklıma gelince yaşaran gözlerimle taşın maviliğine bakarken, birinin geldiğini fark eden, başı siyah başörtüsü ile sıkıca örtülü ağlayan bayan elini taşın üzerinden çekti ve
-affet beni, diyerek mezardan bana doğru döndü ve yanımdan geçti.
Tam o an gözlerimiz kesişti ve bu ağlamaktan kızarmasına rağmen, masmavi olan gözlerin sahibinin kim olduğunu anladım.

Genel - 12:15 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

POPÜLER HABERLER

  • 01
    Bahçeşehir’de banka soygunu! Gözyaşlarına boğuldu
    Bahçeşehir’de bir bankanın şubesi silahlı kişi tarafından soyuldu. Yaklaşık 100 bin lira çalan soyguncu kaçtı. Bahçeşehir 2. Kısım Avni Akyol Bulvarı üzerindeki bir banka  şubesine saat 10.30 sıralarında gelen silahlı bir kişi, güvenlik görevlisini etkisiz hale getirdikten sonra 100 bin lirayı aldı. Olay sonrası banka çalışanları, büyük bir şok yaşadı. Bir çalışanın gözyaşlarına hakim olamadığı görüldü. Soyguncu kaçarken ihbar üzerine banka şubesine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme [...]
  • 02
    Tüketen Okullardan Üreten Okullara
    Öğrencilerin zekâ ve el becerilerini yani ince motor kaslarını geliştirmek amacıyla ahşap, kâğıt ve mekatronik üzerine özel çalışmalar yürüten, AR-GE atölyesi ile öne çıkan okullar; bir yandan akademik çalışmalar yaparken, diğer yandan da teknoloji ile kendin yap kültürünü bir araya getirmeye başladılar. Bununla birlikte, dünyada her geçen gün daha çok kabul gören, bireyin özgürce üretimini […] Öğrencilerin zekâ ve el becerilerini yani ince motor kaslarını geliştirmek amacıyla ahşap, kâğıt ve mekatronik üzerine özel çalışmalar yürüten, AR-GE atölyesi ile öne çıkan okullar; bir yandan akademik çalışmalar yaparken, diğer yandan da teknoloji ile kendin yap kültürünü bir araya getirmeye başladılar. Bununla birlikte, dünyada her geçen gün daha çok kabul gören, bireyin özgürce üretimini [...]
  • 03
    Beslenmemizde Kış Saati
    Kış ayları daha az fiziksel aktivite, stres, soğuk algınlıkları, daha ağır yemekler ve daha az miktarda su ihtiyacıyla mı geldi? O zaman dikkat, vücudumuzu kış saatine ayarlayalım. Mevsiminde, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı içerisinde ihtiyacımız kadar besin ve sıvı tüketerek kış mevsimini harika geçirmek bizim elimizde. SU MOLASI Vücut fonksiyonların düzenli çalışması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, […] Kış ayları daha az fiziksel aktivite, stres, soğuk algınlıkları, daha ağır yemekler ve daha az miktarda su ihtiyacıyla mı geldi? O zaman dikkat, vücudumuzu kış saatine ayarlayalım. Mevsiminde, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı içerisinde ihtiyacımız kadar besin ve sıvı tüketerek kış mevsimini harika geçirmek bizim elimizde. SU MOLASI Vücut fonksiyonların düzenli çalışması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, [...]
  • 04
    Bizimkisi Bir Yol Hikayesi
    YAHYA KEMAL BEYATLI Şiirle başlamak hem de İstanbul’ u anlatan en güzel şiirlerden biri ile başlamak istedim. Çünkü tam da bizi anlatıyor ‘’sade bir semtini sevmek’’ bile derken Büyük Şair. O semt de bizim için ‘’ISPARTAKULE’’ den başka bir semt de değil doğal olarak. Hepimizin bir geliş hikâyesi var bu semte. 8 Ocak 2010. İstanbul’ […] YAHYA KEMAL BEYATLI Şiirle başlamak hem de İstanbul’ u anlatan en güzel şiirlerden biri ile başlamak istedim. Çünkü tam da bizi anlatıyor ‘’sade bir semtini sevmek’’ bile derken Büyük Şair. O semt de bizim için ‘’ISPARTAKULE’’ den başka bir semt de değil doğal olarak. Hepimizin bir geliş hikâyesi var bu semte. 8 Ocak 2010. İstanbul’ [...]
  • 05
    MAVİ TAŞ
    Şantiyedeki ofisinden bir an dışarıdan gelen sese doğru yöneldi gözleri. Bir hafriyat kamyonu, peyzaj süslemesi için kullanılmak üzere, bir araba taş indiriyordu. Artık projenin sonlarına doğruydu ve dış peyzaj düzenlemesinde yeşillikler arasına, 3-5 cm büyüklüğünde nerdeyse tamamı aynı boyutta olan ve öbek öbek yerleştirilecek olan taşlardı bunlar. Çıkan ses de, kamyonun kasasını kaldırması ile bir […] Şantiyedeki ofisinden bir an dışarıdan gelen sese doğru yöneldi gözleri. Bir hafriyat kamyonu, peyzaj süslemesi için kullanılmak üzere, bir araba taş indiriyordu. Artık projenin sonlarına doğruydu ve dış peyzaj düzenlemesinde yeşillikler arasına, 3-5 cm büyüklüğünde nerdeyse tamamı aynı boyutta olan ve öbek öbek yerleştirilecek olan taşlardı bunlar. Çıkan ses de, kamyonun kasasını kaldırması ile bir [...]
ZİYARETÇİ DEFTERİ

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmanızdan mutluluk duyarız...

E-BÜLTEN ABONELİĞİ

Bültenimize kayıt olarak son gelişmelerden anında haberdar olabilirsiniz.